Yorum
  • Mehmet Yalçın Parmaksız
  • 27 Mayıs 2008

İnternet ve Yeni Nesil Pazarlama 2

SEO Egitimi ve Pazarlama:
Pazarlamanın perakendeye yönelik bir bilim olduğunu düşündürdüm eskiden. Ancak son zamanlarda fikrimin tamamen değiştiğini söylemeliyim. Pazarlama hakkındaki düşüncelerim şu ana kadar tüketiciye yönelik ürünler/hizmetler üzerineydi. Kurumsal alanda ise işin daha çok bire bir ilişkiler üzerine kurulu olduğunu bildiğim için klasik manada reklam, PR, pazarlama araştırmaları üçlüsü içerisinde yoğunlaşmıştım. İnternet üzerinde pazarlamanın ise temelde aynı fakat uygulamada ne kadar farklı olduğunun anlamamla şu ana kadar tüm bildiklerimi gözden geçirmeye başladım.

İnternet, artık hepimizin hayatında. Bundan 5 yıl öncesinde, telefon faturasını internet üzerinden yatırmak önemli bir gelişmişlik ifadesiydi. Günümüzde ise bütün iş modelleri internet üzerine kurulu. Nokia bile kendisini cep telefonu üreticisi değil de internet makinesi üreticisi olarak tanımlıyor. E-postanın ve internetin olmadığı zamanları kimse hatırlamıyor bile. İnternete bağlanmadan neden PC satın alındığını yeni nesle anlatmakta güçlük yaşıyoruz. Teknoloji ve internet bu kadar hayatımıza girmişken web üzerinde pazarlamaya yabancı hala eski tekniklerle iş yapmaya direten birçok pazarlama ve PR profesyoneli de hala iş dünyasında. Ancak, çevirmeli ağlar, doğru dürüst çalışmayan internet paketleri, kabarık faturalar ve sıkıntılı bağlantı süreleriyle büyüyen gençlik artık iş dünyasının içinde. . .

Ürün veya hizmetlerinizi internet üzerinden satmasanız bile sanal alemde mutlaka saygın bir yeriniz olmalı. Hakkınızda yazılanlar, çıkan haberler, forum yazıları, web sayfanız sizin hakkında hedef kitlenize olumlu mesajlar verebilmeli. En önemlisi de hizmet verdiğini alanda sanal alemde rakipleriniz arasında hep bir adım daha önde olmanız. Yani arama sonuçlarında ön sıralarda yer almanız . . .

Tartışmasız günümüz en çok kullanılan arama motoru Google. Son zamanda yahoo veya msn’i kullandığımı hatırlamıyorum. Hatta web sitelerin adını bilse bile alışkanlıkla direkt Google penceresinde yazarak aratanlar bile var. Genelde insanlar bir kelimeyi Google’da arattıklarında ilk sayfadan sonrasına pek bakmıyor. Dolayısıyla sitenizin Google tarafından hizmet verdiği alandaki kelimelerle aratıldığında ilk sıralara çıkması çok önemli.

Bunun için yapılan çalışmalara SEO yani Search Engine Optimization deniyor. Türkçe’si, arama motoru optimizasyonu. Sitenizi Google’da ilk sıralarda çıkarmak istiyorsanız, Google’ın çalışma mantığını çok iyi bilmeniz gerekiyor. İyi bir tasarım ve sıkı bir içerik birçok kötü tasarlanmış ve içeriği düzgün olmayan siteye göre Google’ın sıralamasında daha alt sıralamalarda çıkabiliyor.

Sanal alemde pazarlama yapmak istiyorsanız SEO kurallarını iyi bilmek zorundasınız.
Bunun için belli başlı kurallara dikkat etmeniz lazım. Örneğin:
- Sitenizin mutlaka bir meta tagı yani arama motorlarına sitenizi tanıtacak anahtar tanıtım kelimeleri olmalıdır.
- Bunun dışında Google’da üst sırada çıkmak istediğiniz kelimeleri sitenizin üst tarafına yazın. Fakat sakın birçok anahtar kelimeyi üst üste farklı versiyonlarda yazarak aratmayın.
- Çalışmayan linkleri sitenizden kaldırın.
- Sayfalarınızın uzantısının .html ile bitmesini sağlayın ve gereksiz ayrıntılardan uzaklaşın.
- Site haritanızı yani bir sitenizin “içindekiler” bölümünü dikkatlice oluşturun ve ekleyin.
- Hazırladığınız basın bültenlerini mutlaka belirli forumlara da gönderin.

SEO’yla ilgili ayrıntılı bilgi veya eğitim almak isterseniz lütfen www.myparmaksiz.com ve http://www.seoegitimi.com/ sayfalarına bakınız.


Yorum
  • Mehmet Yalçın Parmaksız
  • 8 Nisan 2008

İnternet ve Yeni Nesil Pazarlama

Mart ayı içerisinde Türkiye Bilişim Derneği’nin düzenlediği Pazarlama ve İnternet Eğitimine katıldım. Özellikle Google’un Pazarlama Müdürü’nü dinlemek amacıyla gittiğim eğitimde, akşama kadar sürecek dolu bir içerik beni bekliyordu. Eğitim sayesinde Kotler’in kitaplarından öğrendiğimiz klasik pazarlama ile e-pazarlamanın temelde aynı, ancak uygulama yöntemi olarak birbirlerinden ne kadar farklı olduğunu gördüm.

Ajansta çalışırken, müşterilerimiz için en uygun içeriği hazırlamak ve basına dağıtmakla görevliydik. Bu içeriği kimi zaman basın bültenleriyle, kimi zaman özel haber ve kimi zamanda basın bülteni şeklinde paylaşıyorduk. Kriz zamanlarında ise hizmet verdiğimiz şirket ve basın arasında yer alıyor, halkın en iyi şekilde bilgilenmesini sağlıyorduk. Bütün bu anlattığım işlemlerde müşterimizden ayrıntılı bilgiler alarak, halkın anlayacağı içerikler hazırlıyorduk. Gazeteciler de haber değeri varsa gönderdiğimiz içerikleri yayınlıyordu.

İnternette ise durum tamamen farklı. Televizyon ve gazetelerde bizim için hazırlanmış içerikleri görebilirken, internette kendimiz içerik oluşturabiliyoruz. Bir konuyla ilgili duygu ve düşüncemizi, ister yazılı, ister işitsel isterse de görsel olarak anlatabiliyoruz. Kişiler bir ürün veya firma hakkında bilgi sahibi olmak istediklerinde yalnızca firmanın sitesine girmiyor. Firma, ürün veya hizmet hakkında bilgi sahibi olan diğer kullanıcıların görüşlerini paylaştığı siteler daha çok ilgi görüyor. Firmalarda bu trendi anladıkları için kendi resmi sitelerinde kullanıcı görüşlerine yer veriyor. Hatta sadece kullanıcıların görüşlerini paylaşmalarını için siteler oluşturuyor.

Türkiye’deki gazetelerde bu trendi yakalamış durumda. Önceleri sadece mevcut haberlerin altına yorum ekleyebilen kullanıcılar, artık istedikleri gibi özelleştirebilecekleri sayfalar yardımıyla görüşlerini ekleyebiliyor. Milliyet gazetesi oluşturduğu blog sitesiyle bu trendi erken fark edenlerden.

Dolayısıyla firmalar çok daha dikkatli olmak zorunda. En ufak bir dedikodu bile dakikalar sürmeden tüm internete yayılabiliyor. Hatta Google’un işleme mantığı gereği, ilgili firmanın adını yazıp arama yaptığınızda firmanın kendi sayfasından önce, hakkında kötü yazılan haberlerin bulunduğu sayfalar üst sıralarda çıkabiliyor. Google’ın işleme mantığında bir sitenin üst sıralarda çıkması, onun diğer siteler tarafından refere edilmesine bağlı. Yani bir sitede sizin hizmetlerinizden ve sitenizden ne kadar çok bahsedilirse, Google’da sizi o oranda üst sıralara çıkartıyor. Ancak firmanız hakkında kötü yazılar yazan bir site de aynı oranda üst sıralara çıkabiliyor. Yasalar gereği istendiği zaman, gazetelere, TV’lere, radyolara ceza gelebiliyor. Bu ceza bazen tekzip olarak, bazen de kapatma cezasıyla geliyor. Ancak internette böyle bir durum söz konusu değil. Dolayısıyla firmaların iletişimi çok daha dikkatli yönetmesi gerekiyor.

Eğitimde bahsedilen önemli konulardan biri de internette yazılı içeriğin ve segmentasyonun ne kadar önemli olduğuydu. Çoğu firma gereksiz flash animasyonlar ve bannerlar ile reklamlarını yapmaya çalışıyor. Bilgisayarları zorlayan, içerisinde yararlı bilgiler bulundurmayan bannerlar yayınlansa ve tıklansan bile aynı oranda satış gerçekleşmiyor.

Peki ama neden ?

- Flash animasyonun içeriği tam olarak müşteri istek ve beklentilerine uygun mu? Örneğin çağrı merkezi üzerinden satış yapan bir firmaysanız, bannerlarınızda web sitenizin adresini yazmanız, müşterileri oraya yönlendirmeniz işe yaramayacaktır. Çağrı merkezinizin telefonunu bannerlarda belirtmeniz ve bu numara gözüktükten sonra banner’ın tekrar başa sarmaması gerekir.

- Bannerlarınızı hangi sitelerde yayınlıyorsunuz? Sizin ürün ve hizmetlerinize yönelik sitelerde bannerlarınız yayınlanıyor mu? Örneğin yurt dışı paket turlar satan bir tur organizatörü iseniz bannerlarınızı magazin sayfalarında yayınlamanız işe yaramayacaktır. Yurt dışı paket turlarınıza ilgi gösteren çalışan müşterileriniz bannerlarınıza, haber portallarında rastlasa daha iyi olmaz mı? Örneğin bankacı müşterilerinize tatil satmak istiyorsanız, neden bannerlarınızı finans portallarında yayınlamıyorsunuz?

- E-mailing yaptığınız müşteri listesini nasıl oluşturdunuz? Listenizdeki her müşteriye aynı mesajı içeren mailler gönderiyorsanız, daha baştan yanlış bir yoldasınız demektir. Her müşteriye göre farklı mesajlar, ürünler, hizmetler ve fiyatlar üretemiyorsanız kampanyanız istediğiniz oradan geri dönüş sağlamayacaktır.

- Mail yazarken kelimelere, noktalama işaretlerine, farklı ekran çözünürlüklerinde ve farklı web tarayıcılarda mailinizin nasıl gözüktüğünü test ettiniz mi? Örneğin gönderdiği mailin imlasına dikkat etmeyen bir firma, vereceği hizmette de özensiz olacağını hissettirir.

- Mailinizin Spam kategorisine düşüp düşmediğine dikkat ediyor musunuz? Mailleri kendi sunucunuzdan gönderiyorsanız, büyük ihtimalle belli bir zaman sonra spam kategorisine girebilirsiniz. Bunun için özel programlar kullanmanız gerekir.


Yorum
  • Mehmet Yalçın Parmaksız
  • 6 Mart 2008

Piyasalar ve Tahmin Yöntemleri


Üniversiteden mezun olduğumda amacım hemen bir işe girmek, girdiğim sektör ve firmada uzmanlaşmaktı. İşimi çok iyi yaparsam ve bilgi seviyemi artırırsam hızla yükseleceğimi ve çok para kazanacağımı sanıyordum. Bu amaçla üniversitede derslerime yoğunlaştım, sosyal aktivitelere önem verdim, iş dünyasıyla ilgili kitaplar okumaya başladım. Mezun olacağım yıl, 21 Şubat 2001 krizi patlak verdi. Milli Güvenlik Kurulu’nda Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasında yaşanan gerginlik Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizinin patlamasına yol açtı.
Merkez Bankası’nın gecelik faizleri
%7.500′e kadar yükseldi, dalgalı kur politikasına geçildi. Devam eden günlerde Kemal Derviş Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığına getirildi.
Krizin etkileri uzun süre devam etti. Binlerce kişi işsiz kaldı, çok sayıda işyeri kapandı. Ben de üniversiteyi bitirdikten sonra çalışmak yerine, askere gitmeyi daha uygun gördüm. Yönlendiremediğim faktörler sonucu, alanımda ne kadar iyi olursam olayım, ‘olmayan’ paramın bir anda uçup gidebileceğini görmüştüm. Ekonomiyi iyi okuyamadığım takdirde başarıyı yakalayamayacağımı anladım.
21 Şubat 2001′den bu yana 7 sene geçmesine rağmen, birçok arkadaşımın temel ekonomik bilgilerden yoksun olduğunu görüyorum. İşletme okumuş, hatta MBA yapmış kişilerin yatırım araçları hakkında bilgi sahibi olmaması ve gündemdeki olaylarla ekonomik veriler arasında bağlantı kuramaması son derece üzücü.
Televizyon ve gazetelerde ise yorumcular, ekonomiyle ilgilenmeyenler için anlaşılmaz olmaya devam ediyor.

  • “FED, mortage krizinden ülkeyi kurtarmak için faizleri düşüreceğini açıkladı”.
  • “Olası bir Kuzey Irak harekatı öncesi, piyasalar tedirgin”
  • “Ulusal 30 endeksi düne göre bilmem ne kadar kayıpla, bilmem ne kadar puanda günü kapadı”.

Ekonomi ve finansı İngilizce okumuş ve pazarlamaya daha çok meyilli birisi olarak, ilk başta bütün bu yorumlar benim için de anlamsız birer cümleydi. Dolayısıyla, en azından TV ve gazetelerdeki yorumları anlayabilmek için, aşağıda herkesin faydalanabileceği bazı temel bilgileri derledim.

Faiz: Faiz belirli bir süre için paranızdan vazgeçmenin bedelidir. Ekonomideki temel faiz oranı Merkez Bankası’nın (MB) açıkladığı gecelik (over night-O/N) faiz oranıdır. Bu oran MB gösterge faiz oranı ya da MB politika faiz oranı olarak da isimlendirilir. MB gecelik faizleri, bono faizlerini, kredi ve mevduat faizlerini de etkiler.

Döviz Kuru: Bir birim paranın değerinin diğer para cinsinden gösterir. Piyasada arz ve talep dengesine göre belirlenen kur ‘Denge Kur’ olarak adlandırılır. Merkez Bankası’nın çeşitli biçimlerle hesapladığı teorik kur ise ‘Reel Efektif Döviz Kuru Endeksi’ yani REDKE’dir.

  • REDKE değeri 100 ise YTL yabancı paralar karşısında olması gereken yerdedir.
  • REDKE değeri <100>
  • REDKE değeri >100 ise YTL aşırı değerlenmiştir.

Yukarıdaki grafikte de göreceğiniz gibi Ak Parti Hükümeti’nin iktidara geldiği yıl olan 2002′den bu yana REDKE’de hızlı bir yükseliş göze çarpıyor. Dolayısıyla aşırı değerli YTL, döviz kurunun daha da düşme ihtimalini yavaşlatıyor. Yani önümüzdeki dönemde, döviz kurunun ilerleyen yatay seyirde devam ettikten sonra, hızla yükselmesi muhtemel.

Hisse Senedi: Hisse senedi, şirket sermayesinin belirli bir bölümüne karşılık gelen ve sahibine ortaklık haklarından yararlanma imkanı veren kıymetli evraktır. Hisse senedi alarak bir şirkete ortak olursunuz.

Bono ve Devlet Tahvili: Devletin yurt içi piyasalardan borçlanmak amacıyla çıkardığı kağıtlardan 1 yıldan kısa vadeli olanlara hazine bonosu; 1 yıldan uzun vadeli olanlara ise devlet tahvili denir. İskontolu devlet tahvillerinin üzerlerinde vade sonunda elde edilecek tutar (nominal) baştan belirtilmiştir.

Eurobond: Özel sektör veya devletin yurt dışından borçlanmalarda kullandığı Sabit Getirili Menkul Kıymet’in (SGMK) ortak adı eurobonddur. Eurobondlar dış borçlanmada kullanılan, döviz cinsinden çıkarılan, uzun vadeli, sabit faizli ve vadeleri boyunca belli aralıklarla kupon ödemesi yapan yatırım araçlarıdır. USD eurobondları yılda 2 defa vade sonu değer (nominal) üzerinden %4′lik bir ödeme, Euro eurobondları da yılda 1 defa nominal üzerinden %8′lik kupon ödemesi yapar.

Repo: Repo, bir menkul kıymetin (hazine bonosu veya devlet tahvilinin) vadesinden önce, belli bir tarihte belli bir fiyattan geri alınması taahhüdü ile satılması işlemidir. 1 gün, 3 gün ya da 10 gün vadeli işlemler gerçekleştirilmektedir.

Yatırım Fonu: Profesyonellerin yatırımcı profiline göre ve belli kurallar dahilinde yönettikleri “mal varlıkları”na yatırım fonu denir. Hisse fon, tahvil ve bono fon, likit fon, sektör fon gibi çeşitleri vardır.

Bazı temel yatırım araçları ve tanımları öğrendikten sonra makroekonomik yorumlar yapabilmeye daha yakınız. Öncelikle bilmemiz gerekenler:

1. Doğru yatırım kararları verebilmek için “beklentiler harici” verileri analiz etmek gerekir.
2. Beklenti harici verilerin nedeni “iç talep”tir.
3. “İç talep” yükseldikçe, enflasyon artar. Tersi bir durumda ise ekonomi durgunlaşır.
4. Merkez Bankası enflasyon seviyesini faizlerle oynayarak etkiler.

Faiz oranları ile SGMK (tahvil, bono) fiyatları ve döviz kurları ters yönlü hareket eder. Ekonomide bir yavaşlama, hatta bir “durgunluk” sinyali alındığında, piyasaların canlanması için faiz indirimi beklenir. Faiz indirimi, beraberinde döviz kurunun, SGMK ve hisse senedi fiyatlarının artmasını sağlar. Döviz kurunun artması beraberinde altının da fiyatının artmasına yol açar.

Ancak hızlı ve sürdürülemez bir hızda büyüyen ekonomi de tehlikelidir. Bu durumda pek çok insan işe girecek, konut ve otomotiv harcamaları için borçlanacak, harcayacak, pek çok yeni şirket açılmaya başlayacak ve enflasyon artacaktır. Ancak, takip eden dönemde aynı büyüme hızı tutulamazsa, herşey tersine dönecek, ekononomik gelişme duracaktır. Dolayısıyla,aşırı büyümenin dizginlenmesi amacıyla, iç talebi kırmak için faiz oranları yukarıya çekilecektir. Bu durumda SGMK fiyatları düşecektir. Yeterince yüksek YTL faizi olduğunu düşünen ve bu yüksek faiz oranından yararlanmak isteyen kişiler ellerindeki dövizi bozarak YTL’ye geçecek, böylece döviz kuru düşecektir.

Maaş ve vergi ödeme günlerinde piyasada YTL azalacağı için faizler artacak, SGMK fiyatları, döviz ve altın yükselecektir.

Politik ve dolayısıyla ekonomik istikrarsızlık durumunda ise sıcak para hızla ülkeden çıkar. Bu durumda yatırımcılar YTL cinsinden SGMK’ları hızla satarak dövize yönelecek ve bu da beraberinde hem faizde hem de kurlarda bir atışı getirecektir. Yani normal şartların dışında bir politik istikrarsızlıkta, sıcak paranın çıkışıyla faizler artarken, SGMK fiyatları azalır, ancak döviz ve altın fiyatlarında artış yaşanır.

Makroekonomiyi anladıktan sonra temel ve teknik analizi özümsememiz daha kolay olacaktır. . .

Kaynakça: Silkelenen Keriz Olmayın, Hakan Özerol; www.fortis.com.tr; www.hisse.net; www.tcmb.gov.tr